Randevu

Hizmetlerimiz
Orbita Birimi PDF Yazdır e-Posta

ORBİTA


ORBİTA ANATOMİSİ

    Orbita bulbus okuli, ekstraoküler kaslar, optik siniri içeren yağ ve bağ dokusundan zengin kavitedir.Sık rastlanan orbita hastalıkları , tanı ve tedavi  yöntemlerinden kısaca bahsedecek olursak;


ORBİTA KİTLELERİ


1-    LAKRİMAL BEZ KİTLELERİ:

  • Lenfoid prolefilasyonlar                                     
  • Epitel kökenli iyi ya da kötü huylu tümörler

2-    SEKONDER METASTATİK KİTLELER:

  • Göz kapağı yerleşimli sebase bez kaynaklı tümörler                         
  • Koroidal melanom                                         
  • Paranazal sinüz mukozal tümörleri                                
  • Cilt melanomu ,meme ve akciğer metaztazları

3-    NÖRAL TÜMÖRLER: - Menenjiom                                            

  • Schwannom                                            
  • Gliom

4-    KAVERNOZ HEMANJİOM,LENFANJİOM
5-    LENFANJİOMA
6-    RABDOMYOSARKOM


ORBİTA HASTALIKLARINDA TANI
    Tanıya yönelik testler orbital lezyonları periorbital ve oküler lezyonlardan ayırmalıdır. Hastanın anamnezi, semptomları ve muayene bulguları tanıya yaklaşımda ilk basamağı oluşturur.


ORBİTA HASTALIKLARI TANISINDA 6(P) KURALI:
1-    Pain(Ağrı)
2-    Propitozis(Ensoftalmus)
3-    Progresyon
4-    Palpasyon
5-    Pulsasyon
6-    Periorbital değişiklikler


TANI YÖNTEMLERİ:
-    Oftalmolojik muayene
-    Direkt orbita grafisi
-    Ultrasonografi,doppler ultrasonografi
-    Komputerize tomografi
-    MRG
-    Biopsi
-    Eksoftalmometrik ölçüm


ORBİTA ENFEKSİYONLARI (SELLÜLİT)
    Orbital ve periorbital dokuların enfeksiyonudur.
    Enfekte materyal ile delici yaralanmalar, cilt enfeksiyonları, akut dakriosistit, paranasal sinüs enfeksiyonları, diş enfeksiyonu, pnömoni, otit, menenjit gibi hastalıklar sırasında gelişen bakteriyemi sonucu gelişir.
    Preseptal sellülitte, enfeksiyon orbita septum orbitale önündedir. Kapaklar ödemli, hiperemik, inflamedir. Göz hareketleri, pupil reaksiyonları, görme normaldir.
    Orbital sellülittle enfeksiyon orbita yumuşak dokularını da tutmuştur. Görme azlığı, pupil reaksiyonlarında bozulma görülür. Genel durumu bozuktur, ateş, düşkünlük hali vardır. Sinus kavernozus trombozu, beyin absesi gelişebilir.

    Peroral ya da parenteral geniş antibiotik tedavisi gerekir.

 

PRESEPTAL

ORBİTAL

Enfeksiyon septum orbitalenin

Önünde

Gerisinde

Kapakta ödem,                                 hiperemi

 +

 +

Göz hareketleri

Normal

Sınırlı

Pupil reaksiyonları

Normal

Bozulmuş olabilir

Görme

Normal

Azalabilir

Enfeksiyonun sist. Bulguları

 -

 +



GÖZYAŞI DRENAJ SİSTEMİ
Dakriosistit
    Nazolakrimal kanal tıkanıklığı sonucu gözyaşı kesesinde gelişen inflamasyondur. Konjenital ya da akkiz olabilir.
Tanı:
-    Dakriosistografi
-    Lavaj, sonda
-    Endoskopi
Konjenital Dakriosistit (Dakriostenoz):
    Yeni doğanlarda %2-6 oranında görülür. Nazolakrimal kanalın alt ucundaki membranın (Hasner valvülü) doğumda henüz diferansiyasyonunu tamamlayarak açılmadığı durumlarda ortaya çıkar.
    2-3 hafta sonra bir ya da iki gözde sulanma, çapaklanmaya yol açar.
    Membranın diferansiyasyonunu tamamlaması sonucu ilk 6 ay içinde spontan olarak açılma şansı %80-90’dır. Bu nedenle 6-8. aya kadar müdahele edilmez. Sadece masaj ve enfeksiyon varsa topikal antibiotik önerilir. İlk 8 ay içinde spontan olarak açılmazsa sonda ile nazolakrimal kanalın alt meatusa açılan ağzındaki kanal perfore edilir. 2,5-3 yaşın üzerindeki olgulara sonda başarısı azaldığından uygulanmaz. 5-6 yaşlarında cerrahi yöntemler ile yeni bir drenaj yolu açılır.
Akkiz Dakriosistit
Akut Dakriosistit: Gözyaşı kesesinin akut, süpüratif iltihabıdır. Kese bölgesinde ağrı, ödem, hiperemi ve sulanma ile karekterizedir. Abse gelişerek deriye fistülize olabilir. Antibiotikler ve antienflamatuar ilaçlar kullanılır.
Kronik Dakriosistit: Süpüratif belirtiler olmaksızın gelişen gözyaşı kesesi inflamasyonudur. Kesin tedavisidakriosistorinostomi ameliyatıdır. Bu ameliyatta orta meatus hizasında burun boşluğu ile kese arasında anastomoz sağlanır.
 



 
Üveit Birimi PDF Yazdır e-Posta

ÜVEİT
ÜVEİT NEDİR? ÜVEİT ATAĞI NEDİR?


Gözün iris (gözün renkli kısmı), siliyer cisim ve koroid’den oluşan tabakalarında meydana gelen iltihaplanmaya ‘’üveit’’ adı verilir.
Kronik seyirli olan bu hastalıkta zaman içinde tekrarlayan şekilde görülen alevlenmelere ‘’üveit atağı’’ adı verilir.
Uvea bölgesindeki iltihaplar yerleşim durumlarına göre 2 gruba ayrılır.
1-    Önde daha çok irisin ve siliyer cismin ön bölgesinin iştirak ettiği iltihaplar ‘’ön üveit’’ olarak adlandırılır ve tedaviye kolay ve iyi cevap verir.
2-    Arka bölgede koroid ve bazen de retinanın iştirak ettiği iltihaplar ise ‘’arka üveit’’ olarak adlandırılır. Arka üveit özellikle tedavisiz bırakıldığında ciddi kalıcı görme kayıplarına yol açabilir.


ÜVEİTİN NEDENLERİ NELERDİR?


    Üveitte soromlu etkenler çoğunlukla bilinmemektedir, bunları ‘’idiyopatik’’ olarak adlandırıyoruz.
    Bir grup üveitler ise vücudun diğer bir bölgesindeki bir hastalığın eşiğinde görülebilir. Bunlar arasında frengi, tüberküloz, bruselloz, herpes, toksoplazma ve AIDS gibi enfeksiyöz hastalıklar vardır.
    Bazen bir gözde gelişen şiddetli bir travma sonrası sağlam gözde ciddi bir enflamasyona neden olur ve bu sempatik oftalmi olarak adlandırılır.
    Ayrıca kollajen doku ve otoimmün kaynaklı olarak tanımladığımız sistemik hastalıklar eşliğinde de üveit görmekteyiz. Bunlara örnek olarak Behçet hastalığı, sarkoidoz, ankilozan spondilit ve romatoid artrit verilebilir.
    Yine bazı tümörlerin eşliğinde de üveit gelişebilir. Bu nedenle üveit gelişen hastaların göz doktorlarınca ayrıntılı tıbbi hikayeleri alınmalı ve ayrıntılı göz muayenesi yapılmalıdır.
    Sistemik hastalık şüphesi uyandıran hastalara ise altta yatan hastalığın ortaya çıkarılması için ilgili vücüt muayenesi ve laboratuar testleri gerekebilir.


ÜVEİT ATAĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?


    Üveit gözün ön bölgesinde lokalize olduğunda alevlenme dönemlerinde gözde kızarıklık, bulanık görme veya görmede azalma, göz çevresinde ağrı, ışığa karşı hassasiyet ve uçuşmalar şeklinde belirti verir. Alevlenme veya aktivasyon arkada ise belirtiler çoğunlukla bulanık görme ve görme azalması şeklindedir. Alevlenme merkezi  bçlgede ise ortaya çıkış ani görme azalması şeklindedir ve dokularda hasar oluşturduğunda kalıcı görme kayıpları ortaya çıkar. Merkezi bölgenin dışında meydana gelen alevlenme ve hasarlar görmede bulanıklık ile kendini gösterir ve bunlar her nekadar sekel bırakarak sonlansada maküla etkilenmediği sürece kalıcı görme kaybı yoktur.


ÜVEİT TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLAR NELERDİR?


    İzole, idiopati veya sistemik hastalıkların varlığında olan üveitler detaylı olarak değerlendirildikten sonra tedavi programlarına alınır. Örneğin tüberküloz enfeksiyonu nedeni ile üveit gelişen bir hastanın üveit tedavisi ile birlikte tüberküloz enfeksiyonu tedavisi yapılmalıdır.


BAŞLICA İLAÇLAR


1-    Kortikosteroidler: Damla olarak, sistemik olarak, göz çevresine enjeksiyon olarak uygulanabilir. Kortikosteroid tedavisi aniden kesilmemelidir ve zaman içerisinde hastalığın ve alevlenmenin şiddeti göz önüne bulundurularak azaltılmalı ve fizyolojik dozda devam edilmelidir.Kortikosteroidler ciddi yan etkileri olan ilaçlardır. Gözde katarakt, göz içi basıncı yükselmesi, vucütta kilo alımı, kemik erimesi, mide ağrıları, mikroplara karşı duyarlılık artışı gibi etkiler yapabilir.
2-    Bağışıklık Sistemini baskılayıcı ilaçlar: (azatioprin, siklosporin A, siklofosfamid ve interferon gibi) Arka veya panüveiti olan olgularda tutulumun şiddeti ve atakların sıklığına göre bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar tek veya kombine olarak kullanılır. Bu tip hastalarda bu ilaçların sürekli kullanımı programlanan şekilde devam ederken yeni ve özellikle görmeyi tehdit eden alevlenmelerde sistemik kortikosteroidler zaman zaman devreye sokulabilir.
3-    Diğer: Ön üveitte kortikosteroid içeren damlarlın yanı sıra göz bebeğini genişletici damlalar yapışıklıkları önlemek ve göz çevresindeki ağrıyı azaltmak amacı ile kullanılırlar.


İLAÇ  TEDAVİSİNİN SÜRESİ NEDİR?


    Tedavide kullanılan ilaçlar, iltihapbelirtilerini baskılamasına karşın hastalığı tedavi etmemektedir. Bu nedenle tedavinin iyi planlanması ve hekimin oluşturduğu protokole göre makul bir süre kullanılması gereklidir.


NE GİBİ DURUMLARDA GÖZ AMELİYATI ÖNERİLİR?


    Üveitli gözlerde zaman içinde hastalığa veya tedavide kullanılan ilaçlara bağlı komplikasyonlar gelişebilir. Katarkt bu komplikasyonlardan biridir ve tedavisi ameliyat ile yapılır. Bazı özel üveit tipleri dışında genellikle göz içine mercek yerleştirilebilir. Yeni damar oluşumları neticesinde meydana gelen  ve gerilemeyen vitreus içi kanama, vitreus içinde yoğun iltihabi yanıt neticesinde gelişen yoğunlaşma ve kesiflikleri olan ve ayrıca ilaçla tedaviye yanıt alınamayan kistoid makula ödemli hastalara ise vitrektomi adı verilen ameliyatın uygulanması gerekebilir.

 
Renk Körlüğü PDF Yazdır e-Posta

RENK KÖRLÜĞÜ


     Görme organımız olan göze giren uygun dalga boylarındaki ışık enerjisi, öncelikle gözün mercek sistemi tarafından görme reseptörlerinin yoğun olarak bulunduğu gözün retina kısınma odaklaştırılır. Burada reseptör hücreleri tarafından oluşturulan aksiyon potansiyelleri de göz sinirleri yoluyla beyindeki görme merkezine iletilir. Sonuçta da görme merkezi tarafından yorumlanarak algılanır ve böylece görme olayı tamamlanmış olur.


     Görme reseptörleri, ışık enerjisinin belli dalga boylama duyarlıdırlar. Başka bir deyişle ışığın belli bir dalga boyu, o dalga boyuna duyarlı görme reseptörünü uyarır ve algılanır. Işığın belli dalga boylarının belirli reseptörleri uyarması, o reseptörün ihtiva ettiği görme pigmentinin ışık absorbsiyon karakteristiği ile ilgilidir. Görme reseptörleri başlıca iki ayrı grupta incelenirler. Bunlardan çubuk şeklinde olup gece görmekten ve karanlığa', aydınlığa adaptasyondan sorumlu olanlar "basil", koni şeklinde olup görme keskinliği ve renk görmeden sorumlu olan reseptörler ise, "koni" reseptörleri diye isimlendirilirler.


     Renk görme ile ilgili olan koni reseptör hücrelerinin algıladıkları ışık dalga boyları ölçülmüştür. Sonuçta bu konilerin her birinin görme spektrumunda yer alan renklerden yalnızca bir tanesinin görülmesiyle ilgili oldukları bulunmuştur. Bu üç koni tarafından algılanan renklere üç temel renk denilmektedir. Bu temel renkler KIRMIZI, MAVİ ve YEŞİL'dir. Bu üç koni hücresinin ışık dalga boyu absorbsiyon eğrileri önemli ölçüde birbirlerini örterler. Bundan dolayı da görülebilir ışık dalga boyları birden fazla koniyi uyarırlar. Aynı dalga boyu tarafından uyarılan 2 ayrı cins koni hücresinin değişik ölçülerde gönderdiği aksiyon potansiyellerinin beyin tarafından değerlendirilmesi sonucu, çeşitli renklerin ayırt edilmesi mümkün olmaktadır. Başka bir deyişle görme spektrumunda yer alan ve normal insan tarafından ayırt edilebilen 180 ayrı rengin tamamı renk görme ile ilgili 3 ayrı renk konisinin değişik oranlarda uyarılması ile gerçekleşmektedir. Buna bağlı olarak örneğin, sarı renge ait 5800 A boyundaki dalga boyu, kırmızıya (6500-7500 A) ve yeşile (5000 A) duyarlı reseptörleri birlikte uyararak, sarı renk duyusunun oluşmasını sağlayabileceği gibi kırmızı ve yeşil temel renklerinin karışımı da aynı renk duyusunu oluşturabilmektedir.


     Beyaz ve siyah rengin algılanması: Beyaza uyan dalga boyunda ışık yoktur. Beyaz ışık duyuşu yeşil, kırmızı ve mavi renk konilerinin birlikte uyarılması île oluşmaktadır. Siyah renk duyuşu ise, ışığın yokluğunda oluşan bir algıdır. Fakat pozitif bir algıdır. Çünkü kör¬ler siyah rengi de görememektedirler.


     Normal bir insanın renk görmesi, üç ayrı cins koni hücresinin uyum içinde çalışmasıyla olmaktadır. Bu tür normal görüş "trikromat" renk görme olarak vasıflandırılmaktadır.
Eğer bir kimse renk görmede yalnızca iki koni hücresine sahipse ve bu iki koni hücresiyle algılanabilen renkleri ve onların karışımlarını görüyorsa, bu şekilde renk görmeye "dikromatik" renk görme veya dikromatik renk körlüğü denilmektedir. Bu durumdaki kişilerde renk görme ile ilgili olan bir koni şeklinin yokluğu düşünülmektedir.

Bir koni çeşidinin bulunmadığı dikromatik renk körlüğü, yok olan pigmentle ilgili olarak,

  • Kırmızı renge duyarlı koni hücreleri yoksa, "PROTONOPIA" kırmızı renk körlüğü,
  • Mavi renge duyarlı koni hücreleri yoksa, "TRITANOPIA" mavi renk körlüğü,
  • Yeşil renge duyarlı koni hücreleri yoksa, "DEUTERANOPIA" yeşil renk körlüğü denilmektedir.

     Örneğin, kırmızı rengi ayırt eden koni hücresinin olmadığı protonopia durumunda sadece koyu kırmızı renk algılanamaz. Kişinin gördüğü renkler koni hücreleri ile ilgili olarak yeşil, mavi ve bu iki rengin karışımıyla görülen renklerdir. Yeşil ayrımı yapan yeşile duyarlı konilerin bulunmadığı deuteronopiada ise, yalnızca kırmızı ve mavi renkler ile bunların karışımı görülür. Yeşil renk ayırt edilemez.
Yalnızca tek renk konisinin bulunup, iki renk koni-sinin olmadığı renk görme ise, "monokromatik" renk görme veya monokromatik renk körlüğü olarak isimlendirilmektedir. Örneğin; yalnızca mavi rengi algılayan mavi renk konilerinin bulunup kırmızı ve yeşil renk konilerinin bulunmadığı durumda kişi, kırmızı ve yeşil renkleri ayırt edemez. Görme spektrumu ile ilgili olarak yalnızca mavi ve sarı renkleri algılayabilir. Kırmızı ve yeşil renkleri göremediğinden dolayı bu tıp renk körlüğüne kırmızı - yeşil renk körlüğü de denilmektedir.


     Anopia: Renk görme ile ilgili her üç koninin de bulunmadığı durumdur. Bu durumda tam renk körü olan kişi yalnızca siyah beyaz olarak görür. Bazı insanlar ise, 'trikromat' olmakla birlikte renk ayırımları zayıftır. Bu durum, 'renk görme bozukluğu' (anomalisı) olarak isimlendirilir. Bu şekildeki renk körlüğüne tam renk körlüğünden daha seyrek rastlanılır.


 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 / 2
Copyright © 2010 TURKUAZ GÖZ MERKEZİ - Her hakkı saklıdır. Son güncelleme 6 Şubat 2012 webmaster